İDRAKLENMEK
ve ŞUUR HAMLELERİ…
HAZIRLAYAN: Selman Gerçeksever
Gelişimin hemen hemen esâsı olan şuurlanmak sürekli
değil, idrak birikimleri sonucu oluşan makbul bir durumdur. Dolayısıyla belli
miktarda idrak edilmiş görgü ve deneyim birikimleri sonucunda şuur hamleleri
yapmak söz konusudur. Bireysel düzeyde bu böyle olduğu gibi, beşeriyet
düzeyinde de çok farklı değildir: Bir devrenin varlık kadrosu devre boyunca
sergilediği gelişim sonunda bir üst gelişim düzeyine yönelik sıçrama hareketi
de bir şuur hamlesidir. Gelişim toplu halde ve toplum hâlindedir ama
toplumun/beşeriyetin böyle bir hamle sergileyebilmesi tek tek bireylerin
idraklenme ve şuurlanma cehtine bağlıdır. Bu nedenle bireysel düzeyde yapıp
edilenler ve etkileşimler önemlidir.
Bireysel düzeyde hepimizin varlıksal hedefi
olan ve kadîm zamanlardan beri tüm seçkin kadîm öğretilerin ve dinsel öğretinin
de ana temasını oluşturmuş şuurlanma hamlelerinin olabildiğince sıkça olmasını
kolaylaştırıcı etmenlerden biri zihinsel esnekliğe sâhip olmaktır. Zihinsel
esnekliği önündeki engeller; dogmalar, ön yargılar, yeniliğe kapalı olmak ve
tüm bunlardan dolayı küresel düşünememek. Bu anlamda esnekliğe sâhip olmanın
beraberinde değişik ve zor koşullara uyum becerisi gelir. Ayrıca, esnekliğin
temelinde, erdemli bilge kişilere özgü bir dayanma gücü de vardır. Esâsen,
gelişim yolunda karşılaştığımız zorlukların ve ıstıraplı yaşam sınavlarının
hikmeti bizlere bu anlamda esneklik kazandırmaktır. Sabırlı
olabilmekle gelen bu esneklik bizi,
gelişim yolumuzun üzerindeki öteki zor koşullara uyum ve gelişim yönünde gereğini yapma becerisi kazandırır ki, bu
tutum ruh varlığının gelişim yolundaki genel ve evrensel tavrıdır.
Girişte sözünü ettiğimiz şuur hamlelerinin bir ömür
boyunca çok seyrekleşmemesi için kazanılacak önemli bireysel özelliklerden biri
de “geçirgen”
duruma gelmektir. Burada “geçirgenlik” ten kasıt, süptil(titreşimi
yüksek) tesirlere karşı geçirgenlik, hattâ öncelikle öz benliğimizden gelen
tesirlere karşı dirençsiz olmaktır ki bunun başka türlü ifadesi de arınmışlık
ve sâfiyet durumudur. Buna, dilerseniz, “bedensel benin tesir emiciliği”,
hattâ iç zeminin süptil tesirlerin enkarnasyonuna elverişli kalitede olması da
diyebiliriz. Buradaki “arınmışlık”,
sâdeleşmeyle gelen sâfiyettir. Şuur hamleleri yapabilmek bizler için önemliyse,
gelişim
yolumuzda ilerlerken, önceki realitemizle ilgili araç gereci kullandıktan
sonra, onlarla özdeşleşip zamanında terk edememişsek, ilerlememiz zor
olacaktır. “Yük” ne kadar hafif ise, yürüyüş o kadar kolay olur. Gelişimde
sâdeleşmek, sâde olarak yaşamak, şuurlanmada başarının ve insanlaşmanın önemli
koşullarından biridir. Sâdeleşmek, (bizler için çok önemli olan bilgiler de
dâhil) elimizdeki her şeyin yenilenmesidir. Bunun için, öncekilerin, özleri
alınıp zamanında bırakılmış olmaları gerekir.
Eski olandan, işi bitmiş
olandan ne kadar arınabilmişsek, söz konusu olan yenileşmeyi o kadar kolay
yaparız ve gelişim yolunda gereksiz duraklamalar, oyalanmalar(alan tarama)
yapmayız. Gelişim aracımız olan bedenin doğası madde olduğu için, dünyanın en
süptil maddesi de olsa; atâlete, birikmeye, biriktiriciliğe ve statükoya
yatkındır. Bu nedenle gelişim araçlarımızdan fazlalıkları sarfederek sâdeleşme
duyarlılığımızı/farkındalığımızı canlı tutmakta yarar var. Çünkü kişiyi
biriktirdikleri batırır… Biriktire biriktire “kabuklar içinde sâbitleşip
kalmak” yerine, sâdeleşerek “hafiflemek”, süptilleşip
saflaşmak erdemli insanlara özgü ve elbette taklid edilmeye değer bir
uygulamadır. Böyle bir duyarlılık içinde bedensel benin süptil tesirleri
emicilği ne kadar gelişmişse (yâni, süptil tesirleri geçirgenliği artmışsa), o
kadar çok ruhsal enerjiyi bünyesinde toplar ve yayar.
Bu güzel durum aynı zamanda, “ALLAH’ın
ipi ”ne(Bakara 256, Ali İmran 103) sıkıca tutunmuşluğun göstergesidir
ki, bu da Yukarı’ya çekilişi kolaylaştırır, gidişi istikrarlı hâle getirir. Bu
aynı zamanda, “ibâdet hâli içinde
yaşamak” tır. Ne yapıyor olursak olalım, bir elimiz göğe çevrilmiş
olmalıdır. Günlük işlerimizi, Yukarı’yı zihinde tutarak, O’nun bir tezahür
uzantısı olduğumuzu sık sık anımsayarak yapıyor olmak, Bütün’ün hayrı ve kendi
hayrımız bakımından çok iyidir. Olup biten her şey ile kendi yapıp ettiğimiz
her şeyin Rabb’in işi olduğunu unutmayanlara ne mutlu… O’na hizmet eder
durumdayız. Bu devrenin kadrosunu oluşturan enkarneler olarak, O’na hizmet ederek
gelişmeyi kendi seçme özgürlüğümüz, genel gelişim düzeyimiz ve liyakatimiz
bakımından kendimiz kabul etmişiz. “Tüm
hareketlerin ve fiillerin hedefi vazifedir.”(Bedri Ruhselman) Artık
sonlarına gelindiğini bildiğimiz devrenin Rabb’inin işlerini görerek gelişmekte
olduğumuzu bilinciyle yaşamakta ve şükretmekte yarar var… Zor ama başaracağız;
zâten gelişmeme ve başarmama lüksümüz yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder