Sunuş

S U N U Ş

Blog sitemde yayına hazırladığım bu metinler, insanın gerçek doğasını anlamaya ve bunun gereklerini yapmaya yönelik bilgiler içeren telif / tercüme ve derleme şeklinde çalışmalardır. Bunları yayınlamaktan amacım, kendini tanıma titizliği içinde; insanın gerçek doğasının yüceliğini ve bunun önemini benimsemiş siz değerli dostlarımla bu bilgileri paylaşmaktır.

Doğru bildiğini ilgilenenlerle paylaşmak, biliyor olmanın sorumluluğunun gereğidir. Olumlu / olumsuz her türlü eleştiriye açık olan bu çalışmamı, konuyla içtenlikle ilgili olduğuna inandığınız dostlarınıza duyurabilirsiniz. İlginize teşekkür eder, bu vesileyle aramızda oluşacak sağlıklı bir iletişim ile, insanın gerçek doğasına yönelik bilginin yayılmasına hep birlikte hizmet etmeyi umarım.


SELMAN
GERÇEKSEVER

Kasım
2 0 1 0
B u r s a

29 Ocak 2017 Pazar

İDRAKLENMEK ve ŞUUR HAMLELERİ…

İDRAKLENMEK ve ŞUUR HAMLELERİ…

HAZIRLAYAN:  Selman Gerçeksever
Gelişimin hemen hemen esâsı olan şuurlanmak sürekli değil, idrak birikimleri sonucu oluşan makbul bir durumdur. Dolayısıyla belli miktarda idrak edilmiş görgü ve deneyim birikimleri sonucunda şuur hamleleri yapmak söz konusudur. Bireysel düzeyde bu böyle olduğu gibi, beşeriyet düzeyinde de çok farklı değildir: Bir devrenin varlık kadrosu devre boyunca sergilediği gelişim sonunda bir üst gelişim düzeyine yönelik sıçrama hareketi de bir şuur hamlesidir. Gelişim toplu halde ve toplum hâlindedir ama toplumun/beşeriyetin böyle bir hamle sergileyebilmesi tek tek bireylerin idraklenme ve şuurlanma cehtine bağlıdır. Bu nedenle bireysel düzeyde yapıp edilenler ve etkileşimler önemlidir.

Bireysel düzeyde hepimizin varlıksal hedefi olan ve kadîm zamanlardan beri tüm seçkin kadîm öğretilerin ve dinsel öğretinin de ana temasını oluşturmuş şuurlanma hamlelerinin olabildiğince sıkça olmasını kolaylaştırıcı etmenlerden biri zihinsel esnekliğe sâhip olmaktır. Zihinsel esnekliği önündeki engeller; dogmalar, ön yargılar, yeniliğe kapalı olmak ve tüm bunlardan dolayı küresel düşünememek. Bu anlamda esnekliğe sâhip olmanın beraberinde değişik ve zor koşullara uyum becerisi gelir. Ayrıca, esnekliğin temelinde, erdemli bilge kişilere özgü bir dayanma gücü de vardır. Esâsen, gelişim yolunda karşılaştığımız zorlukların ve ıstıraplı yaşam sınavlarının hikmeti bizlere bu anlamda esneklik kazandırmaktır. Sabırlı olabilmekle gelen  bu esneklik bizi, gelişim yolumuzun üzerindeki öteki zor koşullara uyum ve gelişim yönünde  gereğini yapma becerisi kazandırır ki, bu tutum ruh varlığının gelişim yolundaki genel ve evrensel tavrıdır.

Girişte sözünü ettiğimiz şuur hamlelerinin bir ömür boyunca çok seyrekleşmemesi için kazanılacak önemli bireysel özelliklerden biri de “geçirgen” duruma gelmektir. Burada “geçirgenlik” ten kasıt, süptil(titreşimi yüksek) tesirlere karşı geçirgenlik, hattâ öncelikle öz benliğimizden gelen tesirlere karşı dirençsiz olmaktır ki bunun başka türlü ifadesi de arınmışlık ve sâfiyet durumudur. Buna, dilerseniz, “bedensel benin tesir emiciliği”, hattâ iç zeminin süptil tesirlerin enkarnasyonuna elverişli kalitede olması da diyebiliriz. Buradaki “arınmışlık”, sâdeleşmeyle gelen sâfiyettir. Şuur hamleleri yapabilmek bizler için önemliyse, gelişim yolumuzda ilerlerken, önceki realitemizle ilgili araç gereci kullandıktan sonra, onlarla özdeşleşip zamanında terk edememişsek, ilerlememiz zor olacaktır. “Yük” ne kadar hafif ise, yürüyüş o kadar kolay olur. Gelişimde sâdeleşmek, sâde olarak yaşamak, şuurlanmada başarının ve insanlaşmanın önemli koşullarından biridir. Sâdeleşmek, (bizler için çok önemli olan bilgiler de dâhil) elimizdeki her şeyin yenilenmesidir. Bunun için, öncekilerin, özleri alınıp zamanında bırakılmış olmaları gerekir.

            Eski olandan, işi bitmiş olandan ne kadar arınabilmişsek, söz konusu olan yenileşmeyi o kadar kolay yaparız ve gelişim yolunda gereksiz duraklamalar, oyalanmalar(alan tarama) yapmayız. Gelişim aracımız olan bedenin doğası madde olduğu için, dünyanın en süptil maddesi de olsa; atâlete, birikmeye, biriktiriciliğe ve statükoya yatkındır. Bu nedenle gelişim araçlarımızdan fazlalıkları sarfederek sâdeleşme duyarlılığımızı/farkındalığımızı canlı tutmakta yarar var. Çünkü kişiyi biriktirdikleri batırır… Biriktire biriktire “kabuklar içinde sâbitleşip kalmak” yerine, sâdeleşerek “hafiflemek”, süptilleşip saflaşmak erdemli insanlara özgü ve elbette taklid edilmeye değer bir uygulamadır. Böyle bir duyarlılık içinde bedensel benin süptil tesirleri emicilği ne kadar gelişmişse (yâni, süptil tesirleri geçirgenliği artmışsa), o kadar çok ruhsal enerjiyi bünyesinde toplar ve yayar.

Bu güzel durum aynı zamanda, “ALLAH’ın ipi ”ne(Bakara 256, Ali İmran 103) sıkıca tutunmuşluğun göstergesidir ki, bu da Yukarı’ya çekilişi kolaylaştırır, gidişi istikrarlı hâle getirir. Bu aynı zamanda, “ibâdet hâli içinde yaşamak” tır. Ne yapıyor olursak olalım, bir elimiz göğe çevrilmiş olmalıdır. Günlük işlerimizi, Yukarı’yı zihinde tutarak, O’nun bir tezahür uzantısı olduğumuzu sık sık anımsayarak yapıyor olmak, Bütün’ün hayrı ve kendi hayrımız bakımından çok iyidir. Olup biten her şey ile kendi yapıp ettiğimiz her şeyin Rabb’in işi olduğunu unutmayanlara ne mutlu… O’na hizmet eder durumdayız. Bu devrenin kadrosunu oluşturan enkarneler olarak, O’na hizmet ederek gelişmeyi kendi seçme özgürlüğümüz, genel gelişim düzeyimiz ve liyakatimiz bakımından kendimiz kabul etmişiz. “Tüm hareketlerin ve fiillerin hedefi vazifedir.”(Bedri Ruhselman) Artık sonlarına gelindiğini bildiğimiz devrenin Rabb’inin işlerini görerek gelişmekte olduğumuzu bilinciyle yaşamakta ve şükretmekte yarar var… Zor ama başaracağız; zâten gelişmeme ve başarmama lüksümüz yok.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder